AK Parti Milletvekili Abdurrahman Babacan, Türkiye’nin NATO’daki eşsiz diplomatik konumuna dikkat çekerek ittifakın Gazze politikasını eleştirdi.

AK Parti Malatya Milletvekili Abdurrahman Babacan, Türkiye’nin NATO içindeki stratejik konumuna dikkat çekerek, ittifakın Gazze politikasını sert sözlerle eleştirdi. Türkiye’nin Rusya, İran ve Suriye ile doğrudan temas kurabilen tek NATO ülkesi olduğunu belirten Babacan, ittifakın yeni dönemde barış, demokrasi ve insan haklarını merkeze alan bir güvenlik anlayışına yönelmesi gerektiğini söyledi.
TRT Arapça yayınında Türkiye’nin NATO’daki konumu ve ittifakın geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Babacan, Ankara’nın askeri kapasitesi ile diplomatik gücünü birlikte kullanabilmesinin önemli bir avantaj sağladığını ifade etti.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Rusya ziyaretini örnek gösteren Babacan, Türkiye’nin bir yandan NATO üyeliğini sürdürürken diğer yandan bölgedeki önemli aktörlerle doğrudan temas kurabildiğine dikkat çekti.
Türkiye’nin çatışmalı ve yüksek riskli bölgelerde doğrudan muhataplarla görüşebilen özel bir konuma sahip olduğunu belirten Babacan, “Türkiye, NATO ülkeleri içerisinde hem Rusya, hem İran, hem de Suriye ile bütün riskli ve çatışmalı alanların doğrudan muhatabı aktörlerle görüşebilen tek NATO ülkesidir” dedi.
Türkiye’nin sahip olduğu avantajın yalnızca coğrafi konumundan kaynaklanmadığını vurgulayan Babacan, jeopolitik gücün askeri kapasite ve diplomasiyle desteklenmesi gerektiğini söyledi.
Babacan, “Jeopolitik gerçekliği doğrudan askeri savunma gücünüzle ve diplomasi gücünüzle tahkim etmezseniz, bu jeopolitik durumu kırılgan bir zeminde işletirsiniz” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin özellikle son 15 yılda diplomasi ile askeri gücü birlikte kullanan bir dış politika izlediğini belirten Babacan, bu yaklaşımın Ankara’nın bölgesel ve küresel etkisini güçlendirdiğini kaydetti.
NATO’nun geleceğine yönelik tartışmaların yeni olmadığını belirten Babacan, 2010 Lizbon Zirvesi ile Madrid Zirvesi’ni hatırlattı. İttifakın önceliklerinin yeniden ele alınması gerektiğini ifade eden Babacan, güvenlik anlayışının yalnızca çatışmaların sona erdirilmesiyle sınırlı kalmaması gerektiğini söyledi.
Babacan, “Sadece çatışmaların sonlandırılması mıdır mesele? Yoksa gerçekten doğru düzgün bölgesel ve küresel bir güvenlik iklimi oluşturmak ve bunu istikrarlı ve sürdürülebilir kılmak mıdır?” diye konuştu.
NATO’nun yeni dönemini “NATO 3.0” olarak tanımlayan Babacan, ittifakın güvenlik anlayışında köklü bir değişime ihtiyaç olduğunu belirtti.
Sadece çatışmaların yaşanmadığı bir ortamın yeterli olmayacağını ifade eden Babacan, “Biz artık negatif güvenlik ikliminden, yani çatışmaların olmadığı bir iklimden; barışın, demokrasinin ve insan haklarının esas alındığı bir anlayışa geçilmesi gerektiğini söylüyoruz” dedi.
Bu yaklaşımın Türkiye’nin bulunduğu bölgeden başlayarak küresel ölçekte uygulanabileceğini savunan Babacan, barış ortamının dışarıdan dayatılan politikalarla değil, ülkelerin ve bölgelerin kendi dinamikleri doğrultusunda oluşturulması gerektiğini ifade etti. Babacan, Ankara’da düzenlenecek NATO Zirvesi’nin de bu yeni yaklaşım açısından önemli bir fırsat olabileceğini belirtti.
NATO’nun gelecekte etkili bir ittifak olarak varlığını sürdürebilmesi için iç çekişmelerini ve bölgesel anlaşmazlıklarını geride bırakması gerektiğini söyleyen Babacan, ittifakın 7 Ekim sonrasında Gazze konusunda sergilediği tutumu sert sözlerle eleştirdi.
Babacan, “Gazze konusundaki o felaket kötü pozisyonlanmasından sıyrılarak geleceğe dair ciddi dersler çıkarabilir. Buna da Türkiye öncülük edebilir” ifadelerini kullandı.
ABD ve Avrupa ülkelerinin barış, güvenlik, demokrasi ve insan hakları konusunda tutarlı bir yaklaşım geliştirmesi gerektiğini belirten Babacan, bu değerlerin ülkelere veya kimliklere göre değişmemesi gerektiğini vurguladı.
Babacan, “Bunun tarafı yok, bunun dini yok, bunun dili yok. Gerçek ve ilkeli bir pozisyon geliştirmek durumundalar” dedi.
Yeni NATO anlayışının yalnızca askeri güvenlik ekseninde şekillenmemesi gerektiğini belirten Babacan, barış, demokrasi ve insan haklarına dayalı yeni bir perspektif oluşturulması halinde Türkiye’nin bu süreçte öncü rol üstlenebileceğini söyledi.
Kaynak: Bülten